Reflü Tedavisi

Yaşam düzenlenmesi
Hastaların pek çoğunda yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığında ufak tefek değişiklikler ile reflü yakınmaları ortadan kalkabilir. Örneğin gece geç saatte yemek veya akşam öğününde fazla yemek gece reflüsüne neden olur. Eğer hasta akşam yemeğinden kısa bir süre sonra tam dolu mide ile uzanırsa, reflü oluşması kaçınılmazdır. Dolayısıyla akşam yemeğinde az ve hafif şeyler yiyip, yemek ile yatma arasındaki süreyi uzun tutmak gerekir.

Yaşın ilerlemesi ile birlikte mideyi koruyan faktörler zayıflarken; mide ve yemek borusu, asidin yakıcı etkisine daha hassas hale gelir. Yıllar içinde insanlar daha hareketsiz ve pasif bir yaşama yönelir; bunun sonucu yatakta geçen zaman ve reflü artar. Yine yaş ile birlikte alınması gereken ilaçlar olmaya başlar. Alınan bu ilaçlar, yemek borusunun iç yüzeyini tahriş edici özelliğe sahip olabilir, mide boşalmasını geciktirebilir, tükürük üretimini yavaşlatabilir, ülsere neden olabilir veya yemek borusu alt ucundaki kapakçığın gevşemesine yol açabilir. Tüm bunların sonucunda hastanın reflü yakınmaları artacaktır.

Hastanın yatağı, yatağın pozisyonu, kullanılan şilte ve yastık gece reflülerini önleme de çok önemlidir. Gece reflüsünün oluşturduğu bulgular hasta tarafından fark edilmeyebilir. Uykunun kalitesi düşer, hasta sabah uyandığında kendisini dinlenmemiş ve yorgun hisseder. Gece reflüsünün bulguları, mide yanması, ağıza acı su gelmesi, öksürme, boğulma, hava açlığı, sabahları ağızda kötü bir tat veya aşırı kuruluk olabilir. Nadir durumlarda gece ağza gelen su akciğerlere kadar gidip kronik akciğer hastalıklarına neden olabilir.

Gece reflüsü sadece akşam yemeğinde yenilenler ve miktarlarına bağlı değil, hastanın yatağı ve yatış pozisyonu ile de ilgilidir. Normal yatış pozisyonunda, mide ve yemek borusu aynı hizada olur. Bu pozisyon, mide içeriğinin ve asidin kolayca yemek borusuna akmasına, yani reflüye neden olur. Hastanın yatış pozisyonu, yemek borusu ve mide aynı hizada olmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Bu yükseklik için baş altına ikinci bir yastık konması yanlıştır, yükseltmenin bel hizasından yapılması gerekir. Bunun için kullanılabilecek üç model vardır. En basit ve ekonomik olanı, yatağın baş tarafındaki ayaklarının altına yaklaşık 12-15 cm yüksekliğinde takoz koyup tüm yatağı eğimli hale getirmektir. İkinci yöntem kama şeklinde reflü yastığı kullanmaktır. Üçüncü yöntem ise, özellikle evli çiftler için en uygun ve konforlu olan her iki taraf yatak başı ayrı ayarlanan elektrikli yataklardır.

Fazla kilolarımızın sağlığımız üzerine farklı yönlerden olumsuz etkisi vardır. Aşırı kilolu olmak, kalp hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon, inme, bazı kanserler ve reflü hastalığı için risk faktörüdür. Aşırı kilolar farklı nedenlerle reflü mekanizmasını harekete geçirir. Fazla kilolar mide üzerinde ilave bir baskı oluşturur. Bunun sonucu mide içeriği, yemek borusu alt ucunu zorlayıp yukarı kaçar ve reflü bulgularına neden olur. Bazı şişmanlar kötü beslenme alışkanlığına sahiptir, fast foodlarla veya yüksek kalorili, aşırı yağlı gıdalarla beslenirler. Dahası öğünlerde daha büyük porsiyonlar tüketir ve yatmadan kısa süre önce de atıştırırlar. Çok şişman kişilerin diğer kronik hastalıklara da yatkın ve bu nedenle sürekli ilaçlar almak zorunda olduğunu düşürsek, bunların hepsi reflünün oluşmasına katkı yapar. Bu hastalarda biraz kilo vermek ve yemek alışkanlığında ufak tefek düzenlemeler ile ciddi ilerlemeler sağlanır.

Beslenme rejimi

Değişik gıdalar reflü yapabilir veya midenin salgıladığı asit miktarını artırabilir. Bunlar arasında yağlı yiyecekleri, acılı-baharatlı gıdaları, karbonlu gazlı içecekleri, çikolata, nane ve alkolü hemen sayabiliriz.

Yağlı gıdaların sindirimi diğerlerinden daha zordur. Bu nedenle midenin daha fazla asit salgılamasına neden olurlar ve mideyi daha geç terk ederler. Her iki etki de, yani daha fazla asit üretilmesi ve midenin geç boşalması, reflü oluşumuna katkı yapar. Aynı şekilde baharatlı yiyecekler de asit yapımını hızlandırır, reflü hastalığı olan kişilerin bir kısmı, baharatlı yiyeceklerden sonra yanma veya rahatsızlık hisseder.

Alkollü içecekler iki şekilde reflü oluşumunu tetikler: Birincisi alkol yemek borusu için zararlı etkiye sahiptir ve direkt tahrip olmasına neden olur. İkincisi alkol adaleleri gevşetir; yemek borusu alt ucundaki kapakçık mekanizmasının da gevşemesine ve mide içeriğinin geri kaçmasına neden olur.

Karbonlu içecekler, değişik yollarla reflüye neden olur. Örneğin kolalı içecekler kafein içerir: kafein yemek borusu alt ucundaki kapakçığı gevşetir ve açılmasına neden olur. Yine gazlı içecekler mide içinde aşırı gaz oluşumuna ve şişmeye neden olur. Bu gaz geğirme, hıçkırık yapabildiği gibi, mide içindeki basıncın artması ile reflüye de neden olur. Son olarak da tüm gazlı sodalı içecekler asidiktir ve mide içindeki asit yükünü artırırlar.

Pek çok yiyecek, yemek borusu ile mide arasındaki kapakçığın açılmasına ve reflüye neden olurlar. Bu yiyeceklerden ve içeceklerden uzak durmak, reflü yakınmalarının kontrol altına alınmasını sağlar ve ilaç kullanım ihtiyacını azaltır. Yukarıda tanımlanan yiyecekler dışında limonlu yiyecek ve içecekler, portakal ve narenciye suları, domates, salça ve yiyecek sosları, soğan ve sarımsak da kimi kişilerde reflü yakınmalarına neden olur. Bunların bir kısmı asit salgısını arttırırken, bir kısmı kapakçığın gevşemesine neden olur. Özellikle bu gıdaların gece uyku öncesi tüketilmemesi gerekir. Yani, yatmadan önce kahvenin yanında küçük bir çikolata parçası reflü hastaları için iyi bir fikir değildir.

Pek çok meyve ve sebze, reflüsü olan hastalar tarafından rahatça tüketilebilir çünkü düşük yağ oranları, mideyi hemen terk etmeleri, ve düşük asit oranları ile hastayı rahatlatır. Eğer hazır meyve suyu içilecek ise, asit oranı en düşük olanlarını tercih etmek gerekir.

Reflü hastaları süt ve süt ürünlerini sorunsuz tüketebilirler. Bu ürünler seçilirken dikkat edilmesi gereken nokta yağsız veya az yağlı olanlarının tercih edilmesidir. Yine reflü de kullanılabilen yiyecekler arasında yoğurtlar, soya ürünleri, tofu peyniri ve diğer az yağlı peynirler sayılabilir. Tüm bu gıdalar aynı zamanda sağlıklıdır, kilo kontrolü sağlar, ciddi miktarlarda protein, kalsiyum ve diğer mineralleri içerir.

Yine düşük yağ oranı olan etler tüketmek sağlıklı pişirilmesi koşulu ile reflü hastalarının beslenme rejimi içinde vardır. Tüm besinlerde yağsız veya düşük yağ ile hazırlama reflü hastalarının mutlaka dikkat etmesi gereken bir durumdur. Kafeinsiz kahve ve diğer içecekler de hastaların daha sorunsuz bir yaşam sürmesine yardımcı olur.

Bu önerilere uymak, kilo artışını önler, yemek borusu alt ucundaki kapakçığın gevşemesine engel olur, asit salgılanmasını azaltır ve sonuçta da da kişinin daha sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için hastanemizin diyet uzmanı Suzan ELPE?den randevu alabilirsiniz.

İlaçlar

Başlangıç düzeyindeki bir refü hastasının ilk tedavisi yaşam biçimi ve beslenme değişikliği olmalıdır. Hastanın yaşamında yapabileceği küçük değişiklikler yakınmalarda önemli düzelmeler sağlar. Buna karşılık, önlemleri almaya rağmen hastada sürdürülebilir bir rahatlık hali sağlanamıyorsa ilaç tedavisi başlamak gerekir.

Reflü hastalığının tedavisi için farklı etki mekanizmaları ve farklı etki dereceleri olan birkaç çeşit ilaç grubu vardır. Bunlar içinde en basitleri güvenli, ucuz ve en az yan etkiye sahip olan anti asitlerdir. Bu ilaçlar reflü olduğu anda alınır ve mide içindeki asidi nötralize edip yanmayı önler. Anti asitlerin eczanelerde farklı isimler altında satılan çeşitli örnekleri vardır. Reflü önlemede bir etkisi olmayan bu ilaçlar genel olarak acil durumlarda sıkıntıyı dindirmek için kullanılır.

Daha sık tekrar eden ve daha fazla yakınma oluşturan reflü durumlarında düzenli ilaç kullanımı ve semptomların olmadan önlenmesi gerekir. Reflü hastalığında kullanılan bir grup ilaç da, mide asit salgılamasını önleyerek yakınmaları ortadan kaldırır. H2 reseptör blokeri ve proton pompa inhibitörü ilaçlar en yaygın kullanılan ilaçlardır. Teorik olarak midenin hiç asit üretmemesi ve dolayısıyla reflü bulgusu olmamasını sağlar. Bu ilaçların istenmeyen yan etkileri ve maliyetleri gibi unsurlar uzun kullanımlarda gündeme gelmekte ve ilacın yararlılığını azaltmaktadır.

İdeal olanı tıbbi tedaviyi hastanın yakınmalarının tipine ve şiddetine göre düzenlemektir. Nadir reflü yaşayan hastalar için anti asitler yeterli olabilir. Bir porsiyon acılı Adana yedikten sonra yakınmaların olacağını bilen hasta, yemek öncesi bir tablet H2 reseptör blokeri ile sorununu geçiştirebilir. Reflü yakınmaları sık ve ağır seyreden hastalar için proton pompa inhibitörleri en uygun tedavi grubudur.

Tıbbi tedaviden olumlu yanıt alınması koşullarından birisi hastaya 24 saatlik pH ölçümü yapılmasıdır. Gün boyu yaşanan reflü ataklarının kaydedilip ertesi gün bilgisayarda incelenmesi sonucu hastaya özel tedavi protokolü hazırlanması mümkündür. Tedavinin bu şekilde kişiselleştirilmesi, tıbbi tedaviden alınan başarıyı yükseltecek ve daha az hastanın tedavisinde ameliyat gerekecektir.

Cerrahi tedavi

Reflü hastalarının büyük bir çoğunluğu yaşam ve diyet düzenlemesi veya ilaç desteği ile ameliyat olmaksızın yaşamını sürdürebilir. Buna karşılık, yemek borusu alt ucunda sürekli asit tahrişine bağlı doku hasarı (özofajit) oluşmuş hastalarda hastalık farklı bir evre veya farklı bir alt tip olarak değerlendirilmelidir.

Asit ile yıllar boyunca sürekli yıkanan yemek borusunda yalnızca özofajit olmayabilir. Yemek borusunun içini döşeyen hücreler kronik tahrişten kendilerini korumak için zamanla mide hücresine benzemeye başlarlar. Bu dönüşüme veya böyle bir dönüşüm gösteren yemek borusuna Barret özofagus denir. Bu hücresel dönüşüm uzun dönemde kanser riski doğurur. Bu nedenle özofajiti olan hastaların takip ve tadavileri, diğer gruptan farklıdır. Yemek borusunda özofajit ve Barret gelişmiş olan hastalarda riskin büyüklüğü nedeni ile cerrahi tedavi daha uygundur.

Kendisine önerilen tedaviyi uygulamakta sorun yaşayan hastalar ile ilacı kesince şikayetleri hızla yeniden ortaya çıkan hastalarda da cerrahi tedavi kesin çözüm olabilir.

Küçük bir grup hastada reflünün nedeni midenin asit içeriği değil, onikiparmak bağırsağı bölgesinden gelen safralı sıvı olabilir. Bu hastalarda da tıbbi tedavi ile uygun sonuç alınamaz ve cerrahi tedavi uygulamak gerekebilir.

Ameliyat genel anestezi altında laparoskopik yöntemle karın duvarına açılan 5 minik delikten uygulanır. Tüm laparoskopik ameliyatlarda olduğu gibi önce karın içi CO gazı ile şişirilir. Yemek borusu ile midenin birleştiği yer bulunur. Eğer hastada mide fıtığı varsa bu bileşke yeri karın içinden yukarı kaymış, göğüs boşluğu içine geçmiştir. Mide tekrar aşağı çekilip, kapakçığın olduğu bölge olması gereken normal yerine tespit edilir. Midenin yeniden yukarı kaçmasını önlemek için diyaframdaki açıklık dikişle veya özel fıtık yamaları ile onarılır. Mide ile yemek borusunun birleştiği yere, mideden yapılan bir manşon dikilip, buradaki kapakçığın sıkılığı arttırılır.

Ameliyatı takiben hastalar ertesi günü taburcu edilir. İlk günlerde sulu gıda ile beslenen hastanın yemek rejimi yavaşça açılıp yaklaşık bir hafta içinde normal beslenmesi sağlanır. Ameliyat reflü hastalığında kesin çözümdür ve doğru tanı, doğru seçilmiş hastalarda uzun dönem başarı oranları % 95 civarındadır. Ayrıca ilaçların reflüyü önlemediği sadece reflü olan sıvının içindeki asidi nötralize ettiğini unutmamak gerekir. Dolayısıyla ilaçlar geçici, cerrahi ise kesin tedavi gibi düşünülebilir.

 

 

 

FULYA JİNEMED

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ







KİMLER SİTEDE

Şu anda 47 konuk çevrimiçi
Sorunuzu Sorun          Online Randevu